Eserler

Eserler

????????????????????????????????????
SÜREYYA ACAR

“Her bireyde var olan ancak doğru adımlarla desteklenerek geliştirilebilen ‘yaratıcılık’ günümüzdeki en önemli olgudur.”

Bir sanatçının dünyaya dair, insanlığa dair anlatacakları olmalı…
Bir de bu anlatım dili eller olunca, ellerin yarattığı sözcükler usulca ortaya dökülmeli…
Düşüncelerin şekillenmesinde bir sınır olmamalı…
Şekillenen eserde bazen bir çamur bazen bir renk bazen de bir çöp araç olabilmeli…
Yaratıcı hem içten hem dıştan beslenmeli…
Kimselere öykünmeden sadece kendi olmalı.

 

Çalışmalarımda birim tekrarları ile kitap gibi hikayeler anlatmayı seviyorum.
Puzzle yapar gibi eğlenerek planladığım projelerim bittiğinde yerini bazen endişeye bırakıyor. Ağırlıklı olarak siyasi ve sosyolojik konuları ele alıyorum.
Sıkça irdelediğim toplum psikolojisi, toplum sosyolojisi ülkemizin geçtiği süreç itibarı ile haliyle çalışmalarımda kendine bir yer buluyor. Gündelik akışa sızmış kültürel etkiler, siyasi olaylar, toplumsal travmalar ya da özel yaşama dair duygular yapıtlarımda bir arada algılanabilir.

KARIŞIK TEKNİK / SERAMİK

 

Varolmanın Acı Güzelliği

Köklerimiz bize bir hayat sunar. Lakin sunulan bu hayat yaşamamız gereken ‘Hayat’ mıdır? Varolma mücadelesi verirken bir yandan da kimliğimizi sorgularız.
Kadın olmanın gururu ile nefes alırken gücümüzün sınırlarını keşfederiz.
Zira ataerkil bir toplumda kadın olmanın ne demek olduğunu zorluklarla boğuşurken anlarız.
Kadının en kutsal özelliği olan soyu sürdürme yetisine rağmen değersizleştirilmesi ancak erkek egemen kültürününün sürdürülmesi ile ilişkilendirilebilir.

Kadın topraktır, sudur, nefesdir, ateşdir….

 

Gerçekte ‘hakikat’ yoktur… Hakikat yaratılır.

Bir bireyin duruşu ,

Onbinlerin duruşu,

Toplumların duruşu,

Kaçınılmaz durumları ortaya çıkarır…

Ekonomik ve siyasi yansımaları ile bir çok alana etki eder.

Tarihin akışını değiştirebilir.

Özgür iradenin zayıflığı veya yokluğu ile bir ulus usulca eriyip gidebilir.

 


Parmaklarımızın ucundaki sihir!!!

Bizi bilinmez bir dehlize doğru sürükleyen bu cazibenin ‘CTRL’ ayarını yapmadan peşinden mi gideceğiz?

 

Bir sanatçının dünyaya dair, insanlığa dair anlatacakları olmalı…

Bir de bu anlatım dili eller olunca, ellerin yarattığı sözcükler usulca ortaya dökülmeli…

Düşüncelerin şekillenmesinde bir sınır olmamalı…

Şekillenen eserde bazen bir çamur bazen bir renk bazen de bir çöp araç olabilmeli…

Yaratıcı hem içten hem dıştan beslenmeli…

Kimselere öykünmeden sadece kendi olmalı.

 

Zorbalığın egemen olduğu bir toplumda bireylerin kişiliklerinin silinmesi kaçınılmazdır. Gelecek nesillerin düşünce ve söylem özgürlüğüne zemin hazırlayan   DESPOTİZM artık yanıbaşımızda hatta içimizde….

1984 G.ORWEL

SAVAŞ BARIŞTIR.
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR.
BİLGİSİZLİK KUVVETTİR.

2010 . . .!!!

 

 

 

İnsanın tüm yaşamını yıkılabilir gerçek aşk
neyse ki modern dünya da yaşasın madde ve mantık…!

 

Bir çok alanda sıkışmışlık hissini yaşayan kadın Sartre’ın dediği gibi ‘’özgür olmaya zorunludur,mahkumdur!’

Birbirine zıt kavramlar aslında birbirleri ile yakın temas halindedir. İnsanlık bu kavramlar arasında gel-git yaşar.

Saflık kirliliğe direnir

Barış savaşa direnir

İyilik kötülüğe direnir

Aydınlık karanlığa direnir

Tüm bu direnişler insanlığın geleceğini şekillendirir.

Yemek sadece Yemek midir?

Yemek sadece bir parçalama, bölme, yalayıp yutma, öğütme, sindirme faaliyeti değildir. Fransızların ünlü deyişiyle, mesela, ‘İnsanın yemek yiyişinden nasıl seviştiğini de anlarsınız’… Bana kalırsa insanın yemekle kurduğu ilişki sadece yatakta değil, hayatta nasıl olduğuna dair de bir ton ipucu verir. İştah lütuftur sonra, herkese nasip olmaz. Sartre, iştahlı insanların Tanrı’nın sevdiği çocukları olduğunu söyler. Tanrı sevmediklerinin iştahını alır ilk evvel. Yani ‘Yemek asla sadece yemek değildir’. (Basın bülteni özet)

 

“Şans her zaman güçlüdür, yeter ki bir oltanız olsun; en bereketsiz gölde bile bir balık olacaktır.”

– Ovidius sadece baştaki kelimeyi değiştirerek kullansam nasıl…

”AŞK her zaman güçlüdür, yeter ki bir oltanız olsun; en bereketsiz gölde bile bir balık olacaktır.”

 

Zeus‘un buyruğuyla Hephaistos’un su ve topraktan heykel yaparak yarattığı Pandora ilk dişi insandır…

‘Tüm armağan‘ anlamına gelen Pandora bir gün dayanamayıp kutunun kapağını açarak tüm kötülüklerin ve acıların yayılmasına sebep olur…

Kutuyu hemen kapatmasına rağmen geriye sadece umut kalır.

Aşk gibi…

Karanlığın en dibindedir aydınlık,
öyleyse aydınlığın en dibinde
olmalıdır karanlık…

Hukuk’un üstünlüğü ilkesi temiz toplumun temel taşıdır.
Bu taş yerli yerine oturtulmadığında sistem her an sarsılmaya, giderek çürümeye, en başta da ortalığa pis kokuların yayılmasına neden olur.
Bugün ülkemizde yaşanılanlar sistemden kaynaklandığı kadar, sistemi uygulayanların geçmişte içine girdikleri kirli sulardandır. Hukuk herkes için gereklidir.
Bu demokratik gerçeklik göz ardı edildiğinde toplum kamplaşır ve giderek çatışma durumuna gelir. Bu nedenle şayet temiz eller isteniyorsa konumu ne olursa olsun insanlar hukuk ve yasalar karşısında eşit olmalıdır.
Aksi takdirde kirli sudan temiz elin çıkmasını bekler dururuz. Oysa biliriz ki; kirli suda el yıkanmaz.

27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi. Bu müdahale ile TBMM lağvedildi, 1970 sonrasında değiştirilen 1960 Anayasa’sı tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir baskı dönemi başladı. 12 Eylül 1980 darbesi, halkın önemli bölümü tarafından, siyasi ve ekonomik sorunların hiçbirine çözüm bulamayan iflas etmiş parlamenter rejimin ‘haklı’ alternatifi olarak görüldü. Bu nedenle, darbeye bir direniş olmadığı gibi, büyük çoğunluk, darbe liderlerini, ülkenin yeni liderleri olarak kısa sürede benimsedi. 12 Eylül cuntası, içe dönük kapalı bir ekonomiye sahip olan Türkiye’yi olumlu ve olumsuz tüm yönleri ile küresel ekonominin bir parçası haline getiren gelişmeleri tetikledi. Yeniden tasarlanan ülke, konjonktürel olarak tasarlanan gerçekleştirilmesinde, şiddetli sindirme politikaları ekseninde yaşatılmaktadır. Bu (ara) dönemlerde yaşadığımız toplumda neler olup bitmiştir? Biliyoruz ki kendini ekonomik sıkıntı, enflasyon, geçim sıkıntısı işsizlik kavramlarının içinde bulunmuş ve yine pop, spor, magazin üçgeninde siyasal hareketlere karşı hayli ilgisizleşmiş, adeta hadım edilmiştir. Sağ kesim ve sol kesim ortak bir eğilim sergileyerek liberalleşme sürecine girmiştir. Dolayısı ile darbeler ve generalleri, bu gün itibariyle, özellikle gençler arasında anlamını tamamiyle yitirir hale gelmiştir.

 

Toplumsal zeminde ki sınırlar, bedenimizin sınırlarını çizdiginde ben, ben olarak nefes almasamda mutluluk oyununda yerimi aldığımda varolan benin tutsaklığı toplum tarafından coşkuyla kabul edilmiştir bile…

RESİM